Can Uzay Bölüm I, Uçuş Kaydı English

Kendini Kurtarma Rehberi

Bir kapsül, gri bir uydunun yanında.

Bölüm I: “Geçmiş Bahane Değildir”

İnsanlar değişmek istediklerini söyler. Ama çoğu insanın istediği şey değişmek değil, rahatlamaktır.

Rahatlamak için de en güvenli yer geçmiştir.

Geçmiş sorgulanmaz. Geçmiş itiraz etmez. Geçmiş bugünkü seçimlerin hesabını sormaz.

Bu yüzden insanlar geçmişe tutunur. Travmaya. Çocukluğa. Yaşananlara.

“Beni bu hale getirdiler” cümlesi ilk bakışta bir açıklama gibi durur. Ama çoğu zaman bir durma noktasıdır.

Bu bölüm o durma noktasını yerinden oynatır.

Burada geçmiş inkâr edilmeyecek. Ama kutsallaştırılmayacak da.

Travma küçümsenmeyecek. Ama yönetici koltuğunda da oturmayacak.

Öfke bastırılmayacak. Ama masumlaştırılmayacak.

Bu bölümde tek bir şey yapılacak: Geçmiş, yerine konacak.

Çünkü "geçmiş" yaşandığı üzere yerinde durmadığı müddetçe "şimdi"nin başlaması mümkün olamaz.

Ve şimdi başlamayan bir hayat hiçbir zaman başlamaz.

İnsanlar Neden Değişebilir?

İnsanlar değişebilir. Bu bir temenni değil. Bu bir motivasyon cümlesi hiç değil. Bu bireysel psikolojinin temel gerçeğidir Ama çoğu insan bunu yanlış anlar.

İnsanlar değişebilir çünkü içlerinde keşfedilmeyi bekleyen gizli bir potansiyel olduğu için değil.

İnsanlar değişebilir çünkü şu an oldukları kişi olmak zorunda değillerdir.

Adler’e göre insan, geçmişinin ürünü değildir. İnsan yöneldiği amacın sonucudur.

Bu yüzden “değişemiyorum” diyen çoğu insan aslında yalan söylemez. Ama doğruyu da söylemez.

Esasen söyledikleri şudur:

“Bu halim şu an işime geliyor.”

Çünkü değişmek tehlikelidir. Değişirsen artık saklanacak yerin kalmaz. Değişirsen geçmişi gerekçe olarak kullanamazsın. Değişirsen başına gelenlerden çok, yaptıklarından sorumlu olursun.

İnsanlar bu yüzden değişmez. Yapamadıkları için değil, bedelini ödemek istemedikleri için.

“Ben böyleyim” cümlesi bir tespit değildir. Bu bir karardır.

Ve çoğu insan bu kararı çok erken verir. Çocukken, ailede, okulda, ilk reddedilişte, ilk başarısızlıkta, ilk utançta.

O anda işe yarar.

  • Sorumluluğu azaltır
  • Beklentiyi düşürür
  • Hesap vermeyi erteler

Zamanla alışkanlık olur. Sonra kimlik. En sonunda karakter sanılır.

Ama Adler’e göre karakter sabit değildir. Karakter tekrar eden seçimlerin bir sonucudur.

İnsan davranışı rastgele değildir. İnsan davranışı amaçlıdır.

Başımıza gelenler bizi şekillendirmez. Onlara bugün verdiğimiz anlam ve yön bizi şekillendirir.

Aynı ailede büyüyen iki insanı düşün. Aynı şartlar. Aynı travmalar. Aynı imkanlar.

Biri der ki: “Ben bu yüzden böyleyim.” Diğeri der ki: “Ben bu yüzden başka türlü olacağım.” Olan biten aynıdır. Ama seçilen yön farklıdır.

Yanından

Ay’a göre aynı giriş: 1.000 m/s

Dünya’ya göre hız

Senin yönün 0°

Yerel geçiş; Dünya’ya dönüş hesabı değil.

Ay ve yollar ölçekli. Kapsül büyütüldü.Motor kapalı
Yön−65° … +65°
0°
0°
Uçuşu sürükle

Seyir kaydı. Zamanı elin belirler.

Hesap

Çıkış okları: Ay’a göre hız + Ay’ın hızı = Dünya’ya göre hız.

Ay’ın Dünya’ya göre hızı 1.022 m/s

Kayıt 12.000 km’de biter

Ay’ın doğrusal hareket yaklaşımı

Kapsül işareti yönelim göstermez

Ay merkezli çizimde Ay ortada kalır. Ay’a göre giriş hızı sabit, 1.000 m/s. Yönü oklarla 1°, Shift ve oklarla 5° değiştir. Uçuşu oklarla 1.200 saniye incele. Home ve End iki uca gider. Escape sürüklemeyi bitirir. Önceki yüzey teması küçük bir çarpıyla gösterilir. Kitabı okumak için aşağı kaydırabilirsin.

Bu sahne JavaScript ile çalışır.

Değişim geçmişi silmek değildir. Adlerci bakışta değişim geçmişle kurulan ilişkiyi değiştirmektir.

Sorun yaşadıkların değildir. Sorun onları bugün ne amaçla kullandığındır.

Geçmiş ya bir öğretmen olur ya da bir mazeret.

Ve insan değişebilir çünkü insan kendine anlattığı hikâyeyi değiştirebilir.

Hikâye değiştiğinde amaç değişir. Amaç değiştiğinde hayat değişir. Değişim geçmişte başlamaz. Değişim şimdi başlar.

Travma Bir Hayat Yalanıdır

Travma gerçektir. Ama travma, hayatını yöneten bir güç değildir.

Bugün travma her şeyin açıklaması haline geldi.

Neden mutsuzsun? Travma.

Neden ilişki kuramıyorsun? Travma.

Neden sorumluluk almıyorsun? Travma.

Bu, iyileşme değil. Bu, hayat yalanıdır.

Adler’e göre insan, geçmişiyle sürüklenen bir varlık değildir. İnsan, amacına doğru giden bir varlıktır. Geçmiş bizi itmez. Gelecek bizi çeker.

Travmayı kader yapan şey yaşananlar değil, onlara bugün verdiğin amaçtır.

Travma, başına gelenlerdir. Hayat yalanı ise şudur: “Bunlar yüzünden artık başka türlü olamam.” Bu cümle gerçeği anlatmaz. Bu cümle kaçışı anlatır.

Adlerci bakış açısında geçmiş, açıklama sağlar ama neden olmaz. Neden, her zaman bugündedir.

İnsan geçmişi yüzünden böyle değildir.  İnsan bugün öyle kalmayı seçtiği için böyledir.

Bu rahatsız edici bir fikirdir. Çünkü rahatlatmaz. Çünkü suçlayacak bir alan bırakmaz.

Travmaya tutunmak çoğu zaman bilinçsiz bir tercihtir.

Çünkü travma:

  • Beklentiyi düşürür.
  • Sorumluluğu erteler.
  • Hesap vermeyi geciktirir.

Ama bedeli vardır. Hayat durur.

Travmayı reddetmek geçmişi inkâr etmek değildir. Travmayı reddetmek geçmişi yönetici koltuğundan indirmektir.

Yaşananlar yaşanmıştır. Ama bugün yaşanan bugün seçilendir.

“Anı yaşa” demek kolaydır. Ama Adler’in söylediği bu değildir. Adler şunu söyler: Hayat şimdi yaşanır çünkü karar şimdi verilir.

Şu anda ne yapacağını geçmiş belirlemez. Şu anda ne yapacağını kendine anlattığın hikâye belirler. Ve hikâye değiştiğinde hayat da değişir.

Travma seni durduran bir gerçek değil. Seni durduran travmayı hayatının merkezine koymandır. Bu yüzden travma kader değildir. Travma bırakılması gereken bir hayat yalanıdır.

Öfkeyi İnsanlar Yaratır

Öfke başına gelmez. Öfke üretilir. Bu cümle ilk başta rahatsız eder.  Çünkü öfkeyi genelde şöyle anlatırız:

“Sinirlendim.”

“Beni çok kızdırdı.”

“Dayanamadım.”

Sanki öfke dışarıdan gelip içimize yerleşmiş gibi. Adler’e göre bu doğru değildir. İnsan öfkelenmez. İnsan öfkeyi seçer. Bu, öfkenin sahte olduğu anlamına gelmez. Ama nedensiz oldugu anlamına da gelmez.

İnsanlar neden öfkelenir? Çünkü öfke işe yarar. Öfke çoğu zaman bir duygudan çok bir araçtır.

İnsanlar öfkeyi başaramadıkları bir şeyde, aradıkları o hissi elde etmek için kullanır. Neyi?

  • Kontrol etmeyi
  • Üstün gelmeyi
  • Susturmayı
  • Yönlendirmeyi

Öfke, bir güç girişimidir.

Amaç

İnsanlar öfkeyi başaramadıkları bir şeyde, aradıkları o hissi elde etmek için kullanır. Neyi?

Tab ve Enter ile birini seç. Her seçim kabul edilir. Seçimin yalnızca bu sahnede, seçtiğin düğmede görünür. Sahne ekrandan çıkınca silinir. Kaydedilmez ve gönderilmez.

Bu sahne JavaScript ile çalışır.

Bir çift düşün. Biri diğerine bağırıyor. Ses yükseliyor, kelimeler sertleşiyor. Yüzeyde görünen şu: “Çok sinirlendi.” Ama gerçekte olan şu: Söyledikleri dinlenmedi. İstedikleri kabul edilmedi. Kontrol kaybedildi. Ve kontrol kaybolduğunda öfke devreye girer. Çünkü bağırmak konuşmaktan daha güçlüdür. Korkutmak ikna etmekten daha hızlıdır. Bu yüzden öfke seçilir.

Travma anlatısı burada devreye girer

“Ben böyleyim çünkü travmam var.”

“Sinirliyim çünkü çok şey yaşadım.”

“Beni bu hale getirdiler.”

Bu cümleler kulağa açıklama gibi gelir. Ama çoğu zaman sadece haklılık üretir.

Travma anlatısı şunu sağlar:

  • Öfke meşrulaşır.
  • Davranış sorgulanmaz.
  • Güç mücadelesi normalleşir.

Artık mesele çözmek değil, haklı çıkmaktır.

Bir başka örnek

Patronuna sürekli sinirlenen bir çalışan düşün. İçten içe öfke birikir. Toplantıda ses tonu yükselir, iğnelemeler başlar.

“Sinirliyim çünkü değersiz hissettiriliyorum.” Bu doğru olabilir. Ama öfkenin sebebi bu değildir.

Gerçek sebep şudur: Kişi kendini ifade edememiştir. Sınır koyamamıştır. Ve bunu telafi etmek için öfkeye başvurur.

Yani öfke zayıflığın değil, başka yol bulamamanın işaretidir. İnsan öfkelendiği için bağırmaz. İnsan bağırmak istediği için öfkelenir. Bu cümle çok şeyi değiştirir. Çünkü burada sorumluluk geri gelir. Artık şunu demek zorundasın: “Ben bunu seçtim.” Bu da rahatsız edicidir. Ama özgürleştiricidir.

Öfke ne zaman azalır?

Öfke güç mücadelesi bittiğinde azalır. Yani:

  • Kontrol etmeye çalışmadığında
  • Haklı çıkmak zorunda olmadığında
  • Karşındakini yenmen gerekmediğinde

Öfke amacını kaybeder. Bu yüzden mesele öfkeyi bastırmak değildir. Mesele ona neden ihtiyaç duyduğunu görmektir.

Travma anlatısı sürdükçe öfke de sürer. Çünkü travma anlatısı şunu söyler: “Ben böyleyim, değişmem gerekmiyor.”

Adler ise şunu söyler: “Davranışın bir amacı varsa, onu değiştirmek mümkündür.”

Öfke kader değildir. Öfke bir seçimdir. Ve seçim varsa değişim de vardır.

Hayat Neden Burada ve Şimdi Başlar

İnsanlar hayatı hep yanlış yerde arar. Geçmişte ya da gelecekte.

“Biraz daha iyileşince…”

“Şu olunca…”

“Bunu atlatınca…”

Hayat hep ertelenir. Ama hayat orada değildir. Hayat buradadır. Ve hayat şimdi başlar.

Adler’e göre insanı belirleyen şey yaşadıkları değil, şu anda ne yapmayı seçtiğidir.

Geçmiş değişmez. Gelecek belirsizdir. Ama şu an, hareket edebildiğin tek yerdir. Bu yüzden sorumluluk hep şimdiyle ilgilidir.

İnsanlar geçmişe bakarak kendilerini tanımlar:

“Bunları yaşadım.”

“Şöyle büyüdüm.”

“Bana bunlar yapıldı.”

Bunların hepsi doğru olabilir. Ama bu cümleler hayatı başlatmaz. Hayatı sadece açıklar.

Hayat, açıklamalarla değil, kararlarla ilerler.

Şimdi ve burada yaşamak anı kovalamak değildir. Keyif peşinde koşmak hiç değildir. Şimdi ve burada yaşamak şudur: Başına gelenleri bugüne taşımamak. Adler’in “şimdi” dediği yer, sorumluluğun başladığı yerdir.

Şu anda:

  • Ne yapıyorsun
  • Ne yapmıyorsun
  • Neyi erteliyorsun
  • Neyi başkasına yüklüyorsun

Hayat tam bu soruların içinde akar. Bir insan “Geçmişim yüzünden böyleyim” dediği anda hayatı geçmişte kilitler. Bir insan “Şu an ne yapabilirim?” dediği anda hayatı başlatır. Bu iki cümle arasındaki fark, kaderle seçim arasındaki farktır.

Şimdiye gelmek kolay değildir. Çünkü şimdiye geldiğinde saklanacak yer kalmaz. Geçmiş suçlanamaz. Gelecek hayal edilemez. Sadece sen ve kararın vardır. Bu yüzden insanlar şimdiye gelmekten korkar. Ama özgürlük de tam burada başlar.

Hayatın sorumluluğunu almak mükemmel olmak değildir. Doğru hissetmek de değildir. Hayatın sorumluluğunu almak şu cümleyi kurabilmektir:

En yakın geçiş

“Geçmişim beni etkiledi. Ama bugün ne yapacağımı ben seçiyorum.”

Kapsül büyütüldü · İşaretler 20 dk arayla

Ay’a göre1 sn = 10 dk

Fırlat düğmesine Enter ile bas. Kapsül geçiş yaparken ŞİMDİ düğmesine basarak aynı 60 m/s ateşlemeyi istediğin anda uygula. Her denemenin çıkış yolu noktalı kalır; son uçuş turuncudur. Çizgilerdeki işaretler eşit zaman aralıklarıdır. Hareket azaltıldığında uçuş ilerlemez: sürgüyle uçuş anını seç, sonra ŞİMDİ düğmesine bas. En yakın noktaya otomatik geçilmez.

Bu sahne JavaScript ile çalışır.

İşte hayat tam bu cümlede başlar. Burada. Ve şimdi.

Bahane Bittiği Yerde Hayat Başlar

Bu bölümde tek bir şey söyledik. Ama farklı yerlerden söyledik.

Geçmiş seni tanımlar mı? Hayır.

Travma seni yönetir mi? Hayır.

Öfke kontrol edilemeyen bir patlama mı? Hayır.

Olan biten şudur: İnsan, bugün yaptığı seçimleri geçmişe yükleyerek yaşamayı tercih eder. Bu tercih çoğu zaman bilinçli değildir. Ama sonuçları gerçektir.

Geçmiş açıklama olur. Ama hüküm olmaz. Travma yaşanır. Ama kimlik olmaz. Öfke hissedilir. Ama kader olmaz.

Adlerci bakışın sertliği buradadır. İnsanı rahatlatmaz. Ama özgürleştirir. Çünkü şunu söyler: “Bugün yaptığın şeyin bir amacı var.” Ve eğer bir amaç varsa o amaç değiştirilebilir.

Bu noktada iki yol vardır. Birincisi:

Geçmişi merkezde tutmak.

Travmayı kimlik yapmak.

Öfkeyi haklılık zırhı gibi taşımak.

Ve değişmediğin için kendini affetmek.

İkincisi:

Geçmişi yerine koymak.

Travmayı açıklama olarak görmek ama yönetici yapmamak.

Öfkenin ne işe yaradığını fark etmek.

Ve artık ona ihtiyaç duymamak.

Birinci yol tanıdıktır. O yüzden kalabalıktır. İkinci yol rahatsız edicidir. O yüzden özgürleştiricidir.

Hayat geçmişle hesaplaşınca başlamaz. Hayat bahaneler bittiğinde başlar. Ve bahaneler bittiğinde geriye tek bir soru kalır: “Şu anda ne yapıyorum?” Bu kitap o sorudan kaçmana izin vermeyecek. Çünkü kendini kurtarmak  geçmişi düzeltmek değildir. Kendini kurtarmak bugünü sahiplenmektir.

Bölüm II: Mutsuzluk Bir Seçimdir

Devam et Uçuş Kaydı